Mühürlenir, özgürlüğün gür sesinden önce özün geldiğini bilmeyen kimsenin, özgürlüğü. Öz, bilinmeyince silinir surette izi. Eğer izler silinirse izlenebilecek bir yol kalmaz geride. Bir kelime oyunu mudur ki öz ve özgürlüğün ilişkisi? Yoksa daha derinlere, öze mi inmeliyiz anlayabilmek için? Akşamı ediveriyoruz, ekmek ve suyla değil de yanlış fikirlerle. Yanlışın ne olduğunun artık mutlak bir manası kalmadıysa da çevremizde, mutluluğumuzun yokluğu bir şeylerin yanlış gittiğini söylüyor bize. Duyuyoruz ama üzerinde durmuyoruz. Eskileri çokça anıyoruz ama anmalarımız pembe bir sis bulutundan, mutluluğun var olduğu bir diyar düşü gibi. Benimseme yok, takip yok. Özümüze az buçuk aşinayız ama alışık değiliz. Nasıl özgürleşiriz diye sorduğumuz yaşta, kulağımıza fısıldıyor psikoloji; en önemli sensin, yegâne amacın senin kendini gerçekleştirmen, içine dön. Her şeyi böyle çözebileceğini sanıyor. Ve içimizde yalnızlaşıyoruz bu bencillikle. Korkularımız, korkuluğa dönüşüyor ruhumuzda. İç...