Lotus'a nedensizce aşikâr edilenler.

 Sevgili Lotus, 

İlk defa kar yağmasını isteyemediğim bir kış yaşıyorum. Çocuk saflığının yok olup hayatın herkese sıcak bir oda sunmadığını öğrendiğinde mevsime olan özlemin, bencilce gelmeye başlıyor kulağına. Kulak demişken bu sıralar insanları hiç duymuyorum. Sebebi işitmiyor olmam değil, dinlemiyor olmam. Hiç burada değilim. Söyledikleriyle bağımı kesmişim. Öfkem kelimelerimi seçkisiz sunmama neden oluyor hatta. 

Baktım ki sakin ve dingin; şükran ve mütebbessüm olsan dünya ağırlık etmiyor ne gönlünde ne önünde. Ama ben o dingin ruhlardan değilim. Senin o sadeliğin, ruha dokunan mırıltın, insana daha iyi biri olma arzusu salan halin zerresinden eser yok bende. Keşke ekmek su gibi satılsa bir yerlerde. Almaya öyle talibim ki. Ardından rüyalarım bu kaçıncı deliliği devşirmek dedirtiyor bana. Atlar, deli dalgalar, geçilmesi zor köprüler. Ve şeytansı dostlar dolaşıyor rüyalarımın ortasında. Sevgili lotus, gecenin dördü, uyanıklığım hiç yorulmamaktan. Ve dinlenmenin dindiremediği o kalp sızısı da var tabii. Odamda annemi özlüyorum. Yan odada uyuyan annemi. Ve onun annesini ne çok özleyebileceğini düşündükçe bu duyguyla sızlıyor içim. Başını alıp gitme arzusu insanın delilik çağı dedikleri çocukluk geçince biter, geçer sanıyordum. Ama nasıl hep kapının yanında bir valiz hazır tutma isteğim hiç azalmadıysa sadece şu başımı koltuğumun altına alıp gitme arzuma da hiçbir şey olmadı. Yazmazsam okuyorum, okumazsam izliyorum, izlemezsem dinliyorum eğer dinlemiyorsam bir yerlerde ölüyorumdur bil. Lotus sabuna suya dokunuyorum, duvarları beyaza boyuyorum, kendime , normal hissetmek için bir vazo alıp içine nergis dolduruyorum. Ama ne suya sabuna dokunmak ne de bir çiçeğin vazoda soluşunu beklemek cumayı anlamlı kılıyor. Yaşamak için birbirimizi yiyiyoruz, ölmek için kendimizi. Ama insan ikisinde de başarısız. Durgunluğum kabul görmüyor ve asiliğime kimse hazır değil. Aksini istediğimi de hiç sanmıyorum. Makul bir zemine oturtmak istediklerim, başkalarını da ayaklandırıyor. 

Beni ne yatıştırıyor dersen herkes gibiyim. Bir yerlerde ikindileri kahve içiyor, çok çalışıyor ve geceleri geç uyuyuyorum. Sahi beni sana yazmak ve şikayetçi bir dille teşekkür etmek susturuyor deli gibi bağırmaktan. Sana bir sır vereceğim bekçiler ,zombiler, vampirler aramızda geziyor. Ve görünen o ki görünmeyenlerden daha tehlikeliler. Kanına dikkat et, bozulmasın. Sevgili Lotus, içime sığmadığında bir süredir göğe değil çakış taşlarına bakıyorum. Hani bana gezdiğin yerlerden toplayıp da göndermiştin. Evet, işte onlara bakıyorum. Aynı göğe baktığımızı biliyordum ama artık aynı toprağa döneceğimizi de biliyorum. Zarfın içine bak bana gönderdiğin çakıl taşları bunlar, görüyor musun sabırla bekleyince neye dönüştüler? Güneşe tut, nasıl parladıklarını göreceksin. Bazı yüreğimize yük olan taşlar, şuracığımıza oturan acılar da zamanla dönüşür mü böyle ne dersin? Sen yekvücut olup dünyayı güzelleştirmekle mesgulsun nezdimde. Bağışla vaktini çalıyorum. Benim gibi yaşamı hafife alanlardan değilsin. İşte yatıştı kalbim. Düşlerimde kavuştuğum delilik için gözlerime ağırlık biniyor. Yine yazacağım, bir dahakine uyanık olmayı istiyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Lotus'a nedensizce aşikâr edilenler -boşluk-.

Lotus'a bu yıl son kez nedensizce aşikar edilenler.

Lotus'a Nedensizce Aşikâr Edilenler.